ALMANYA – Konstanz – Schloss Neuschwanstein – Berchtesgaden – Eagle Nest – Münih – Ağustos 2014

İsviçre’deki Rhenin fall’dan yola çıktıktan sonra ve Vaduz’a gelmeden önce Almanya’ya küçük bir giriş çıkış zorunlu oluyor rotamız gereğince. Bu girişi değerlendirmek amaçlı olarak ünlü Constance gölünün yanı başındaki Konstanz şehrini ilk durak olarak belirliyoruz.

Havanın güneşli oluşu, şehrin hareketli hali bize de keyif veriyor. Ortalık o kadar kalabalık ki aracımızı park edecek yer bulmakta zorlanıyoruz. Sonunda 15. Yüzyıl kökenli bu güzel tarihi kentin meydanına atıyoruz kendimizi. Karşımızda tüm heybetiyle dikilen Münster katedrali belki de kentin en önemli yapısı. Hemen ardında göl kenarının renkli manzarası var. Tüm cafe ve restaurant’lar yoğun bir gün yaşıyorlar. Zeppelin anıtı, Rheintorturm kulesi, Pulverturm kulesi ve Domprobstei binaları birbiri ardına göz ziyafeti çekiyorlar bize.

DSC01762

DSC01770

Güneşin altında güzel bir öğle yemeği yedikten sonra yola koyuluyoruz. Liechtenstein ve Vaduz bizi bekliyor.

Vaduz’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra yine Almanya topraklarındayız. Önümüzde yine Tunca’nın önemli bir keşfi olan, Almanya’nın sembollerinden Schloss Neuschwanstein ya da sokak adıyla kral Ludwig’in şatosu var. Füssen şehrinin yakınlarındaki bu kale şato karışımı heybetli yapı daha çok uzaklardan etkiliyor insanı. Alp’lerin üstüne yerleşmiş bu yapı ülkenin en ünlü görülecek yerlerinden olduğundan yamacındaki 3 otoparkın tamamı dolu. Tur otobüsleri her yerde. Otopark’da biraz bekleyerek yer bulduktan sonra şatoya doğru tırmanışa geçiyoruz. Ormanın içinden yaklaşık 30-40 dakikalık bir yürüyüş gerekiyor Ludwig’i selamlamak için. Şansımıza hava soğuk olsa da güneşli. 1869 tarihli yapıda kral Ludwig’in hüzünlü bir hikayesi saklı. Şatonun içini gezmek için önceden rezervasyon yaptırma şartı var, zira ziyaretçi sayısının çokluğu böyle bir organizasyonu kaçınılmaz kılıyor. Ancak biz de içinden çok dışıyla ilgiliyiz bu şatonun. Yol boyunca çeşitli açılardan fotoğraf çektikten sonra artık kalabalığın durduğu bir kuyruğun sonunda buluyoruz kendimizi.

DSC01783

Yolun sol tarafında Ludwig’i sağ tarafında da çok güzel göl ve dağ manzaralarını görüyoruz.

DSC01793

DSC01799

DSC01807

Yaklaşık yarım saatlik bir bekleyiş sonunda iki yüksek dağ arasındaki köprüye ulaşıyoruz ki işte tam bu noktada şato tüm güzelliğiyle karşımızda. Köprü oldukça dar ve herkesin derdi de buradan bir fotoğraf yakalamak olunca doğal olarak o belirttiğim yarım saatlik kuyruk oluşuyor. Hava güneşli olsa da köprünün üstündeki rüzgar bize çok da fazla şatoyu seyir imkanı tanımıyor.

DSC01808

DSC01816

Buradan dönüşümüz yokuş aşağı olunca haliyle çok daha kolay oluyor. Yürüyüşümüze bir sosisli ve bira molası verdikten sonra (malum Almanya’dayız 🙂 ) geliyoruz aracımıza ve yeniden koyuluyoruz yollara.

Önümüzde uzunca bir yol var. Füssen’den otobana bağlanarak Münih üzerinden tüm gezi parkurumuzun en uzun yolculuğuna başlıyoruz. Yolda yakalandığımız sağanak yağmurlara rağmen Alman teknolojisi eseri yollarda bir sorun olmuyor. Bavyera’yı enine geçerek Avusturya sınırına çok yakın, şahane bir Alman kasabasına Berchtesgaden’e varmamız geceyi buluyor. Kasabaya biraz tepeden bakan Hotel Bavaria Superior romantik bir tatil arayanlara hitap eder şeklindeki oda dekorlarıyla bize hoş geldin diyor. Bu kasabayı Almanya’daki asıl hedef noktamız yapan şey, hemen yakınındaki Eagle Nest yani adına Kartal Yuvası denilen bir yapının olduğu dağın tepesi. İkinci dünya savaşı tarihi meraklılarının çok iyi bildikleri bu yapı üçüncü Reich’ın diktatörü Adolf Hitler’in bir tür tatil merkezi. Nazi Almanya’sının Hitler’le birlikte tüm üst düzey asker ve sivillerinin adeta bir tatil köyü gibi Alp’lerin üzerinde oluşturdukları yazlıklarının bulunduğu bu bölgedeki yapıların büyük bölümü ortadan kaldırılmış ise de o tepedeki küçük fakat etkileyici yapı hiç bozulmadan yerinde kalmış. İşte baba-oğul 2. Dünya savaşı temalı gezilerimizin Normandiya’daki başlangıcından sonra bir şekilde bu hikayenin de son noktası kartal yuvası.

Buraya ulaşmanın iki yolu var. Ya Berchtesgaden’den belediye otobüsüyle tünele kadar gelip devam etmek. Ya da eğer olayı gerçekten öğrenmek ve detaylara ulaşabilmek istiyorsanız yarım günlük bir tur satın almak. Bizim tercihimiz ikincisi oldu. Tur otobüsü öğlen saatlerinde Berchtesgaden’in meydanından hareket ediyor bir rehber eşliğinde. Yaklaşık 45. dk bol tırmanmalı bir dağ yolculuğu yapıyorsunuz. Yukarıda belirttiğim tatil köyü adını verdiğim bölge aslında dar bir ova. Burada ilk durak yapılıyor ve otobüsten inip bölgenin hikayesinin anlatıldığı müzeyi geziyorsunuz. Müzenin ilginç tarafı nazi’ lerin bir hava saldırısı beklentisine karşı (ki savaş esnasında hiç olmamıştı) oluşturdukları savunma sistemlerini, tünelleri devasa beton bunkerleri görebilmeniz.

DSC01839

DSC01832

DSC01833

Müzenin çevresinde ise tüm üst düzey nazi’ lerin yazlık müstakil villaları varmış ama bunların tamamı yok edilmiş.

DSC01826

Burada bir süre rehberi dinleyip tünelleri turladıktan sonra otobüse geri dönüyoruz.

DSC01827

Gökyüzüne doğru tırmanışımız sürüyor ve nihayet büyük bir tünelin ağzında otobüs duruyor.

DSC01855

DSC01856

Tünele yürüyerek girdikten bir 100 m. kadar sonra karşımıza bir asansör geliyor.

DSC01857

Son derece teknolojik, lüks ve ihtişamlı bu asansörün iç yapısı tamamen orijinal.  Nazilerin lükse olan meraklarını yansıtan asansöre bir kerede 40’a yakın kişi binebiliyor ve 35 katlık bir yüksekliği bu asansörle 14 saniye gibi müthiş bir hızla kat ediyorsunuz.

DSC01860

İşte artık Almancası Kehlsteinhaus olan ve kartal yuvası adını bir Fransız diplomattan alan ünlü yapının içindesiniz . Çıktığınız nokta kartal yuvasının salonuna açılan kapının önü. Zamanında otel ve konferans salonu olarak kullanılan bu bina bugün restaurant olarak hizmet veriyor ve buradan elde edilen tüm gelir de bir hayır kurumuna gönderiliyor.

DSC01900

Bina tamamen orijinal halde korunmuş. Yemek salonunun bir yerinde zamanında Mussolini tarafından hediye olarak gönderilen mermer şömine olduğu gibi duruyor.

DSC01901

Binanın kaliteli ve lüks donanımından etkilenmemek mümkün değil. İnşası sırasında hiç bir masraftan kaçınılmamış ve çoğunlukla İtalya’dan getirilen işçi ve ustalara imal ettirilmiş bu binanın o zamanın parasıyla 37.000.000.-Mark’a mal olduğu anlatılıyor. Hitler’in kurmay heyetinden mimar Martin Bormann tarafından yaptırılan ve Hitler’in 50. yaş gününe yetiştirilmeye çalışılan bu yapı planlanan tarihten önce bitirilmiş. En büyük özelliği 360 derece manzara sağlaması (ki manzara hakikaten inanılmaz bu arada). Hava açıksa  Salzburg’ u (Avusturya) görmeniz mümkün buradan.

DSC01895

Tam bu sırada kapalı olan hava bir anda açılmaya başlıyor. Hemen dışarı çıkıp arkadaki küçük tepeye doğru koşuyoruz. Zira orası tam bir fotoğraf yakalama noktası.

DSC01885

DSC01886

Kartal yuvasının sol tarafında bir güneşlenme terası var. Hitler’in burada çekilmiş bazı fotoğrafları 2. Dünya savaşı tarihi kayıtlarında görülmüştür.

DSC01898

İşin komik tarafı ise Hitler’in vertigo yani yükseklik korkusunun olması ve hayatı boyunca burasını sadece 17 kez ziyaret etmesi. 🙂 Kartal Yuvasının tadını çıkaran ise Hitler’in sevgilisi Eva Brown başta olmak üzere diğer üst düzey naziler olmuş. Hatta Eva Brown’ın kız kardeşi Gretl burada bir SS subayı olan Hermann Fegelein ile (Daha sonra Berlin’de bizzat Hitler’e bağlı askerler tarafından kurşuna dizilecek olan) evlenmiş.

Savaşın son günlerinde müttefik kuvvetlerden Amerika ve Fransa arasında burayı ilk ele geçirenin kim olacağı yönünde bir yarış olmuş. Çekilen naziler’de yolu sabotajla geçilmez hale getirmeye çalışmış iseler de sonunda Amerika’lıların ünlü 101. İndirme Tugayı buraya ilk ulaşan birlik olmuş.

DSC01907

Kartal yuvasını ziyaret ancak mayıs ve eylül ayları arasında mümkün. Kış koşulları nedeniyle yılın geride kalan bölümünde tesis kapatılıyor. Bavyera’nın zaten doyumsuz olan güzelliğinin yarattığı turist akınına kartal yuvası da varlığıyla bir hayli katkı sağlıyor.

Konakladığımız Berchtesgaden kasabası da yaz aylarında turist akınına uğruyor. Kasabanın tarihi yapısı, meydanları oldukça keyifli ama sanki turist gelişinden hiç memnun değillermiş gibi bir surat ifadesiyle servis yapan (Neredeyse kasabanın tüm restaurantlarının ortak özelliği) restaurant çalışanları insanın sinirlerini bozmuyor değil. Gel de güzelim Berlin’lileri anma. Kartal yuvasından döndükten sonra kasabayı turlayarak günü tamamlıyoruz.

DSC01911

DSC01913

Ertesi gün kaldığımız otelin hemen yanındaki spa’ya giderek yorgunluk atmayı planlıyoruz. Müşterisine havlu veremeyen (Tişörtlerimizle kurulandık :)) içerisi ana baba günü olan bu tesise gelmekle hata yaptığımızı anlıyoruz ama artık çok geç. Kaldığımız otelin cana yakın ve ilgili personeli restaurant çalışanlarının yaptıklarını telafi ediyor.

DSC01915

DSC01912

Bu kasabanın mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi olduğuna karar verdikten sonra yine arabamızdayız.  Artık yolculuğun son durağına gidiyoruz, Münih’e.

Bu son etabın herhalde hafta sonuna denk gelmesi bize tatsız bir sürpriz çıkartıyor. Biliyorum siz de bu okuduklarınıza inanamayacaksınız ama evet Münih’e giden 4 şeritli otobanda trafik duruyor. Kendimizi bir anda İstanbul’da avrupa’ dan asya’ya gider bir halde buluyoruz. 🙂 Co pilotluğu canavar olan sevgili oğlum harita üzerinde bir çalışma yaparak bizi otoyoldan çıkarıp yan yollara sokuyor. Yolu biraz uzatıyoruz ama hiç değilse gidebiliyoruz. Ve sonunda Münih’e güneşli güzel bir günde varıyoruz. Keyifli ve güzel otelimiz Metropol’ü bulup, aracımızı park ettikten sonra bu güzel şehrin kalbine doğru yürüyüşe başlıyoruz.

DSC01919

Marienplatz şehrin kalbi gerçekten. Ortalık cıvıl cıvıl. Hafta sonu olduğundan yerlisi yabancısı güzel havayı kaçırmak istemiyor bu görüntüye göre. Tura başlıyoruz. Opera binası, botanik bahçesi, Neus Rathaus (Hükümet binası), St. Peter’s kilisesi, Olimpiyat evi ve kulesi, BMW müzesi, Theatiner Kirche bu 1,5 milyonluk şehrin (ki Almanya’nın 3. büyük şehri) görülecek yerlerinden en önemlileri.

DSC01924

DSC01927

DSC01930

2. Dünya savaşının unutulmaz kristal gece dramının başlatılması emrinin verildiği yapıyı da görüyoruz. (Goebbels’in tahrik edici konuşmasını yaptığı yer). Münih denince akla gelenlerden birisi de bira’dır. Şehrin tarihi ve güzel bir çok birahanesi mevcut.

DSC01934

Yorgunluğumuzu şehrin mükemmel parkında içtiğimiz bir kahveyle gideriyor ve şehrin merkezindeki Hard Rock Münih ‘teki nefis akşam yemeğiyle bu güzel günü noktalıyoruz. Ertesi gün İstanbul’a dönüş uçağımız akşam saatlerinde olduğundan yarım günlük bir alış veriş imkanı buluyor ve hava alanının yolunu tutuyoruz. Zürih’ten beri keyifle bizi gezdiren BMW’imizi Sixt’e iade ettikten sonra THY’nın koltuklarında yine harika bir geziyi tamamlamış olmanın mutluluğu ile kapatıyoruz gözlerimizi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s