İTALYA – Milano – Manorola (Cinque terre) – Pisa – Mart 2016

İtalya asla fazla ihmal edilmemesi gereken bir ülkedir her zaman için. Bu sefer 6 kişilik bir grup gezisiyle gidiyoruz İtalya’ya. Sevgili Gezer ailesi (Başak & Ersun ) ve Emek ailesi (Bahar & Ziya) ben ve aşkıma katılıyorlar bu gezimizde.
Program 3 gece üç şehir şeklinde düzenlendi. THY ile Milano’ya uçup bir gece kaldıktan sonra trenle ünlü Cinque Terre’nin Manarola’sında bir gece ve yine trenle bir diğer İtalya markası Pisa’da bir gece kalıp bu son noktamızdan uçakla (THY) ülkeye dönüş olarak belirlenmiş oldu.
2 saatlik rahat bir uçuş sonrası Milano’ya vardıktan sonra hava alanı altındaki tren istasyonundan Milano Central istasyonuna geçiyoruz. Bu gezimizde tüm bağlantılar trenle olacağından istasyona yürüyüş mesafesindeki Hotel Marconi’ye kolayca ulaşıyoruz. Oda başına 139.50.-€ ödediğimiz bu otelimizden memnun ayrıldığımızı söyleyebilirim. (Booking.com)
Odaya yerleştikten sonra lobiye indiğimizde ise bu gezimizde yaşayacağımız ilk ve tek tatsız sürprizle tanışıyoruz. Resepsiyon bize ertesi gün trenlerle işimiz olup olmadığını soruyor. Tabii ki var 😦 Sorun şu ki, İtalya’da zaman zaman kendini gösteren grev ve iş yavaşlatma gibi eylemlerden birisinin tam üstüne denk gelmiş durumdayız. Yarın tüm ülke genelinde trenlerin çalışmayacağı bilgisini alınca koşuyoruz doğruca istasyona. Gezi öncesi tren İtalia’nın sitesinden tüm biletlerimizi almıştık ama bakalım şimdi bizi neler bekliyor ? İstasyon anlaşılır nedenlerle hayli kalabalık. Gireceğimiz kuyruk konusunda bir miktar sıkıntı yaşadıktan ve tek günlük bir şehir gezisi için önemli sayılacak bir zamanı kaybettikten sonra yarınki tren biletimizi değiştirmiş olarak ayrılıyoruz istasyondan. Aslında şu an için tek elimizde olan şey Milano’dan Levanto’ya kadar olan yeni tren biletleri. Levanto Manarola arası hakkında kimsenin bilgisi yok. Çünkü Trenitalia’nın sitesi yerel küçük bağlantıları görmüyormuş. Böylece insani bir saatte binmemiz gereken trenimizin saatini sabahın kör karanlığına değiştirmiş bir şekilde kendimizi atıyoruz dışarıya. İstasyondaki metro aracılığı ile şehrin kalbine ulaşıyoruz. Her İtalyan şehrinde var olan duomo’ların oldukça ihtişamlısı var Milano’da. Bir dönem İtalya’dan ayrılma talebiyle gündeme gelen Lombardiya eyaletinin başkenti olan şehir 1.500.000 nüfusu 9 ayrı bölgesiyle ülkenin önemli sanayi ve turizm merkezlerinden birisi. Leonardo’nun da elini değdirdiği İtalyan gotik mimarisinin en güzel örneklerinden birisi olan Duomo’nun 1386 da temeli atılmış ise de 1905’te tamamlanmış olması oldukça ilginç. Kaçınılmaz olarak Duomo önünde fotoğraf çekme, çektirme faslından sonra meydanın hemen yanındaki çarpıcı Galleria Vittorio Emanuelle II ‘ye dalıyoruz.

dsc03924

Bir taraftan oldukça tarihi görünen ama diğer taraftan da son derece modern bir atmosferi olan bu şık alış veriş merkezi 1877 ‘de açılmış.

dsc03927

Ünlü markaları ve çeşitli restaurant ve cafe’leri de içinde barındıran bu merkezde fiyatların hayli yüksek olduğunu dikkatten kaçırmamak lazım.

dsc03940

İstasyon macerasında bir hayli zaman kaybettiğimizden akşam yemeği için Vittorio Emmanuelle II’ye açılan sokaklardan Via Mengoni üzerindeki Granaio restaurantı gözümüze hoş gözüküyor. Gerek yemekler ve gerekse Chianti Classico istasyon muharebemizi unutmamızda yardımcı oluyor.

dsc03949

dsc03951

Ve sabaha mı geceye mi ait olduğu belli olmayan bir saatte 6 kişilik zombi grubu istasyona doğru yola düşüyoruz. Tren İtalia’nın düzgün çalıştığı sürece her zaman keyif veren Levanto expresi saatinde kalkıyor. Bugün sabah 09.00’dan itibaren tüm ana hat trenleri duracağından bu kadar erken yola çıkmış durumdayız. Kompartımanımıza yerleşmemizle birlikte trenlerde hiç uyuyamaktan şikayet eden Ziya’nın horultularıyla başlıyor yolculuk.

img_2154-3

Kah konuşup kah sızarak ve fakat zombiliğimizden bir şey kaybetmeden varıyoruz Levanto’ya. Güneşli güzel bir hava var ama bu istasyon terkedilmiş western filmi kasabası görünümünde. Ortalıkta trenle ilgili tek bir kişi ya da bir duyuru, vb…. hiç bir şey yok. Sadece küçük bir dükkan açık ama oranın tek çalışanının da dünyadan haberi yok. Grubumuzun özelliği de bu anda ortaya çıkıyor. 1: Sorumluluk sahibi olanlar = Ben ve Bahar. 2: Polyanna’lar : Gamze ve Başak. 3: Gamsızlar : Ziya ve Ersun. 🙂
Pollyanna ekibi kahkahalar eşliğinde fotoğraf çekmekle, Gamsızlar ekibi de sigaralarını içip sohbet etmekle meşgul iken Sorumluluk sahipleri gezinin kaderiyle tek ilgilenenler olarak koşuyor sağa sola. İstasyonda bilgi alacağımız hiç bir yer olmadığından çıkışta bir taksi görüyoruz. Adam bizi Manarola’ya 100.-€’ya götürebileceğinden bahsediyor ama biz 6 kişiyiz ve ikinci bir taksi gerekli. Adam rahat, benden başka kimse yok diyor ve biz aval aval bakarken bastırıp gidiyor. Mecburen dönüyoruz gerideki mutluluk ekibinin yanına. İşin kötüsü geride iki gecemiz iki otelimiz ve sonunda da dönüş uçağımız var ama bizim daha şu anda ne yaşayacağımız belli değil. Manarola’yı iptal edip geceyi Levanto’da geçirdikten sonra Pisa’ya devam etmek en mantıklı fikir gibi görünüyor çünkü tren grevi sadece bir gün. Tabii bu konuyu sadece ortağım Bahar’la konuşuyoruz. Ekibin diğer bölümü başka bir dünyada 🙂

img_2139

O sırada ilginç bir şey oluyor ve istasyona genç bir çift geliyor. Hayretle bakıyoruz yüzlerine ve hangi treni beklediklerini soruyoruz. Bizim Manarola treni olduğu cevabını alıyoruz ama onların da trenin gelip gelmeyeceğinden bir haberleri yok. Yine de bir yoldaş bulduğumuz için seviniyoruz. Ne zaman geleceği belli olmayan hatta gelip gelmeyeceği bile belli olmayan treni gözlerken beklediğimiz mucize gerçekleşiyor ve küçük bir tren perona giriveriyor. Diğer çiftten onay alıp bizde atıyoruz bavullarımızı bu trene ve inanılır gibi değil ama bu tren bizim tren 🙂
Hepi topu 25 dk süren bol tünelli bir yolculuk sonrasında bir İtalya klasiği olan Cinque Terre (5 köy)’deki köylerden ilkine ulaşıyoruz. Riomaggiore. Ziya’nın burada yaşayanların kahveye gitmekten başkaca bir işlerinin olamayacağı hakkında bir teorisi var 🙂
Bu bölgenin en güzel fotoğrafları Manarola’dan geldiği ve biraz da sıra sıra dizili 5 köyün ortalarında olduğu için seçmiştik Manarola’yı. Nitekim 2. istasyonda Manarola’ya varmış durumdayız. Üzerimizdeki stres kaktığından hepimizin keyfi yerinde ve uykusuzluğumuza rağmen (Ziya hariç) zombi formatından da çıkmış durumdayız. Havanın güzelliğinin de etkisi vardır bu durumda mutlaka. Burada otel organizasyonu yaparken aynı otelde 3 oda bulamadığımdan bir otele 2 oda diğer bir otele de tek oda rezervasyonu yapmak zorunda kalmıştım. Bir kura çekimi sonrasında Ziya ve Bahar Hotel Marina Piccola’ya (Geceliği 100.-€) ve ekibin geri kalanı da Hotel Le Coste’ye (Geceliği 110.-€) yerleşiyor.
Sonrasında sırada öğlen yemeği var zira bir hayli acıkmış haldeyiz.

dsc03955

Kasabanın dar sokaklarından yamacın yukarısında güzel manzaralı küçük bir restauranta dalıp yemeğimizi yiyoruz.

dsc03958

dsc03959

Sadece Ziya avuç içi kadar yediğinden doyamıyor ama hepimiz doymuş haldeyiz.
Sırada trekking bölümü var. Bu bölgedeki 5 köy birbirlerine 1,5 – 2 km. mesafede olduklarından ve her birisinin küçük patikalarla bağlantıları bulunduğundan buradaki en gözde aktivite bu konu. Bahar hemen Ziya’yı yakaladığı gibi düşüyor yollara. Ekibin geri kalanları olarak yemek sonrası mayışmış ve de hafiften tekrar zombileşmiş olduğumuzdan ve de Emek çiftini bu romantik yolculuklarında yalnız bırakmak istediğimizden tembellik edip kaytarıyoruz. Kasabanın alt tarafına ve küçük limana doğru yola koyulup bu sevimli köyün tadını almaya çalışıyoruz.

dsc03966

Önünden geçerken hoşumuza giden sahile yakın bir restauranta akşam yemeği rezervasyonumuzu yaptıktan sonra karşı yamaca doğru tırmanıyoruz. Ortalık hayli sakin ve huzur dolu.

dsc03972

Bu yamacın burun tarafında çok güzel bir cafe keşfediyoruz ki burasının önü o güzel Manarola fotoğraflarının da çekildiği yer. Yani manzaramız mükemmel. Manorola evlerinin rengarenk olmasının nedeniyle ilgili ilginç bir hikaye var burada. Manarola’nın kıskanç balıkçıları denizden dönerken eşlerinin kendilerini balkonda bekleyip beklemediklerini görebilmek için her birisi evini farklı bir renge boyuyormuş. Artık takdir size ait 🙂

dsc03977

dsc03990

İçeceklerimizi söyleyip güzelce bir yayıldıktan sonra birden önce Ziya sonra Bahar çıkıveriyor karşımıza. Ne oldu romantik geziye bu kadar çabuk dediğimizde ise Ziya bir atlıyor ki konuya sormayın. 🙂 Bir süre tırmanmışlar, sonra bir Japon grubuyla karşılaşmışlar, kızların üstü başı toz toprak içindeymiş ve kızlardan birisi Ziya yanından geçerken yolun yukarısını göstererek “…aklından bile geçirme…” demiş. Aslında o ana kadar son derece aktif, dinamik ve heyecanlı konumda olan Ziya kardeşim de anında pasif, yorgun, küskün moduna geçerek geri dönme kararı almış 🙂 E mecburen Bahar’da arkasından 🙂
Bol kahkahalı ve keyifli bir öğle sonrası yaşadıktan sonra otellere dönüp biraz dinlenme kararı alıyoruz akşam yemeği öncesinde. İyi de oluyor zombilik faslı sona eriyor en azından.

dsc03991

Akşam yemeğinde masanın bir ucunda benim ve aşkımın domates çorbalarına diğer ekibin pizza, et, her türlü meze ve tabaktan yer kalmayan masa görüntüsü eşlik ediyor. 🙂
Ertesi sabah insani bir saatte trene binip yine meşhur Levanto’ya gelip oradan bizi Pisa’ya götürecek trene aktarma yapıp 2,5 saatlik bir yolculuk sonrasında bir diğer İtalya klasiğine varıyoruz.

İtalya’nın sembol yapılarından ünlü Pisa kulesini barındıran bu güzel şehre vardığımızda otelimize ulaşmak için küçük bir yürüyüş yapıyoruz yine. Hotel Alessandro Della Spino farklı tasarımıyla ilginç ve güzel bir otel. Oda başına 80.-€ ödeyeceğimiz otele yerleşip hemen yola çıkıyoruz şehrin merkezine doğru. İtalyan şehirlerinin çoğunda olduğu gibi burada da bir eski şehir (La citta vecchia) var ve trafiğe kapalı. Haliyle çok keyifli oluyor buralarda yürümek.

dsc04002

Ortaçağ İtalya’sının en güçlü ve önemli şehir devletlerinden birisi olan Pisa ticaret merkezi olması ve donanmasının gücü ile öne çıkmış zamanında. Bu dönemin zenginliği de birbirinden gösterişli yapılarıyla göstermiş kendisini. Normal bir kule olarak tasarlanıp inşası 1372 yılında tamamlanan Pisa kulesi kentin en önemli meydanı olan Campo Dei Miracoli’de yer alıyor.

dsc04013

Kulenin yana doğru yatış hikayesi ise zemininden kaynaklanan bir sorundan ötürü. İlerleyen yıllarda bu yatışın engellenmesi için bir hayli uğraş verilmiş ve sonrasında da zemine yapılan müdahaleler ile bu sorun giderilmiş. Yine de bir seferde en faza 30 kişinin kuleye çıkmasına izin veriliyor. Klasik bir fotoğraf alanı olan bu bölgede düşen kuleyi tutma, ya da parmağıyla itme temalı muhtelif pozları verirken ilginç bir ana denk geliyoruz.

img_2134

Ziya’nın önünde diz çökmüş bir Bahar, elini Ziya’ya doğru uzatmış. Elinde bir şey var ve bana göre bu bir tek taş ama Bahar düşen çakmağı aldım yerden diyecek bu an için, daha sonra 🙂 Ziya’da keyifli bir gülüşle, nazlı bir kabul etmeme havasında. Neyse özel alanlara fazla girmemek lazım. 🙂

img_2175

Aynı meydandaki Pisa katedrali (Duomo di Pisa), Vaftizhane (Baptisterio) ve anıt mezar (camposanto) kesinlikle görülesi yerler. Tüm bu yapıların parlak beyaz rengini ortaya koyan taşların bizim Sinop’tan getirildiğini öğrenmemiz de ilginç bir detay oluyor.

dsc04020

dsc04024

dsc04025

dsc04029

dsc04026

Eski şehrin içerisine doğru turumuza devam ederken bir markete denk geliyoruz. Malum artık son gün ve henüz alış veriş yapılmadı. Başak zaten bir süredir krizde olduğundan hemen dalıp doğrudan makarna paketlerini hedefliyor. Hep beraber yağmalıyoruz marketi. 🙂 Marketin ortasındaki bir masanın üzerine gelişi güzel inşa edilmiş makarna dağı dükkan sahibesinin rastgele aradan çektiği makarnalar yüzünden çöküşe geçiyor, biz de çaresizce düşenleri tutmaya çalışıyoruz. Görüntü harika, hepimizin kucağı makarna dolu 🙂

Tura devam ediyoruz, önümüzde Palazzo della Carovana var. 1564 tarihli bu sarayı fotoğraflayıp devam ediyoruz.

dsc04034

Chiesa Di Santo Stefano 1567 tarihli bir başka kilise.

dsc04036

Aşk sadece Roma’da değil Pisa’da da bir başkadır. 🙂

dsc04015

Alış veriş sonrasında akşam yemeği ve otele dönüş var.

dsc04037

Ertesi gün otelin organize ettiği bir van’a doluşup hava alanına doğru yola çıkıyoruz. Pisa’nın küçük ve sevimli bir hava alanı var, Ama free shop oldukça yetersiz. Son dakikaya bırakmayın alış verişinizi derim.
Böylece dolu dolu ve çok keyifli geçen gezimizi de tamamlıyoruz. Grup halinde gezi her zaman zordur ve risklidir. Ancak bu geziyi harika bir gezi haline getiren tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Bu grupla daha çok güzel gezilerimizin olacağına hiç şüphemiz yok.

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Bahar Emek dedi ki:

    Semih’ciğim gezinin kendisi kadar eğlenceli, dopdolu bir yazı. Aynı zevkle okudum. Sizlerle tatil yapmanın ayrıcalığını, tadı damağımızda kaldı diyerek özetleyebiliyorum😘 İyi ki varsınız❤❤

    1. semihbolca dedi ki:

      Bahar’cığım gerçekten çok güzel bir geziydi. Çok teşekkür ediyorum. Darısı yeni gezilere

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s